31.8.12

 
fotoşopta ustalık eserim.
kankama sevgilersle
dunkelheit

 
gfsjlfhkajsşkal

30.8.12

29.8.12

 
 

 
ilkokul 5
 
üvey annesinidir....... üvey, üveyss
 
 
 
 

25.8.12

 

masonic temple vision = mtv
 
doymadın mı motherfucker!!!!!11

24.8.12

 
sfkaljşfksaifasifldia

20.8.12


oğlum şu hayatta bi feryat figan ağlayan çocuğa bi de düşen insana dayanamam, kendimi tutamam GÜLÜRÜM.

hani, düşenin dostu olmaz derler ya, dostum kankam dilara düşse bile gülerim. dilarada içinden "bu benim dostum değil" der haliyle, e bu durumda düşenin dostu olmaz. hele ki bu fotoğraftaki gibi düşse biri, gülerek intihar ederim. ama bu düşmemiş, ne yapıyor bilmiyorum. fotoğrafı görünce 'aha biz' diyip favorilerime eklediğim yüzlerce fotoğraftan biri işte. 'aha murat' dediğim fotoğraflar da oluyor mesela. ama onları buraya atsam murat benimle birdaha konuşmayabilir.

 muratı çok özledim lan.

  geri kalanının ben amk.
düşseler bile gülmem,  o kadar 'ay dont keğr'im.


17.8.12

abi bu ne yaa. balıklar falan amk. bu ne aqqqq amk aq amk bu ne ya

allahını seven üstüme ölü hamsi atsın

16.8.12

“Yüz, bir düşünce yansıttığı zaman güzeldir. Oysa gülme anı düşüncenin durduğu andır. Ama doğru mudur bu? Gülme gülüncü yakalamakta olan düşüncenin parıltısı değil midir? Hayır, dedi Rubens: İnsan gülüncü yakaladığı anda gülmez; gülme, bir fizik tepki gibi, düşünce diye bir şeyin olmadığı bir kasılma gibi hemen arkadan gelir. Gülme yüzün kasılmasıdır ve kasılmada insan kendine hâkim değildir. O anda ne irade, ne akıl olan bir şeyin güdümüne girmiştir. İşte Antikçağ heykeltraşının gülüşten uzak durmasının nedeni budur. Kendine hâkim olamayan insan (aklın ve iradenin ötesindeki insan) güzel görünemezdi.
Çağımız, büyük ressamların düşüncelerine karşı çıkarak gülmeyi yüzün kayırılmış bir anlatımı durumuna getirdiyse bu demektir ki, irade ve akıldan yoksunluk insanın ideal durumu olmuştur. Portre fotoğraflarında kasılmanın yapmacık, dolayısıyla bilinçli ve istenerek oluştuğu ileri sürülebilir; Kenndy bir fotoğrafçının objektifi önünde gülerken hiçbir biçimde gülünç bir duruma tepki göstermemektedir. Bilinçli olarak ağzını açmakta ve dişlerini göstermektedir. Ama bu, yalnızca, gülmenin ortaya çıkardığı kasılmanın (aklın ve iradenin ötesinde) günümüz insanları tarafından arkasına gizlenmek istedikleri ideal bir imaj durumuna getirildiğini gösterir.
Şöyle düşündü Rubens: Gülme yüz ifadelerinin en demokratiğidir; yüzün kımıltısızlığı insanları birbirlerinden ayıran çizgilerin her birini belirginleştirir, ama kasılmada hepimiz birbirimize benzeriz.
”
—Ölümsüzlük - Milan Kundera 

eylül gelsin, içim kıpır kıpır. bu domuz gibin

15.8.12


gus bebeğims bays, yo!
 bitch :)))9

13.8.12

elimizde ıslak hamburgerler 110a doğru yürüyoruz. topukluları fırlatıp atasım geliyor, sonra geçiyor. bir şeylere gülüyoruz etrafımızda birileri var, düşmememiz için bizi tuttukları an fark ediyorum onları, sonra unutuyorum. akbil ve topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde sarımsaklı votkalı kokumuzu da önümüze katarak bomboş koltuklara oturmamızla başımızı bir yerlere yaslayıp sızmamız bir oluyor. tuba akmış makyajı ve renksiz dudaklarıyla anahtarın bende olup olmadığını soruyor. acele acele çantamı karıştırdığım sanıyorum ama uzaktan biri görse çok yavaş olduğumu fark eder, burada işin içine izafiyet teorisi görelilik kuramı giriyor, ben ne yapıyordum? tuba? tuba dilarayı ayıltmaya çalışıyor, anahtarı buluyoruz. yağmur yağmaya başlıyor, kadıköy rıhtımı bomboş, ayaklarım çok ağrıyor. dilara dayanamayıp çıkartıyor ayakkabıları, üçümüz yağmurda yalın ayak eve doğru yürüyoruz. ev buz gibi, ya da ıslandığımız için üşüyoruz. üzerimizdekileri köşede yığılmış kıyafet dağının üzerine fırlatıyoruz. dilara tubaya sesleniyor: evde süt kaldıysa kahve yapsana. tuba: yok, ıhlamur ve adaçayı kalmış su koydum, diyor. telefona bakıyorum: 6 mesaj, - nerdesiniz, yanınıza geliyorum. - dilaraya söyle telefonunu açsın - aşkıms nerdesin? - blabla türksel -blablabla, saat 03:12 temiz kupa kalmamış, balkondaki kupaları topluyoruz dilarayla, o sırada tuba bugün çekindiğimiz fotoğraflara bakıp gülüyor. ya neşeli bi şarkı açın diyor, başım ağrıyor hiçbir şey istemiyorum diyorum bir yandan salondaki büyük cam masanın üzerindeki temel sanat ödevlerinden kalma kağıt kırpıntılarını çöpe atıyorum. dilara çayları getiriyor. tuba çantasından, şimdi çok süper bişey göstercem diyerek 10lu probis paketini çıkartıyor, bizde aeaaaa diyerek alkışlıyoruz, bu sırada tuba ve dilaranın yüzlerinin renksizliği gözüme çarpıyor, içimden acaba bende mi böyleyim diyerek telefonun ekranından kendime bakıyorum, oha sik gibiyim, amaan neyse böşver diyorum o sırada dilara probislere saldırıyor kurabiye canavarı gibi. ağzımızdaki ıslak hamburgerden kalma iğrenç pası bir nebze olsun bastırıyoruz, kim kiminle yiyişmiş, şu kiminle öpüşmüş ahahah çok komilerdi abi falan gibi konuşmalar havada uçuşuyor tabii, ada çayı ve ıhlamur poşet çayları kokusu dört biryanı sarmış, dışarıdan gelen yağmur sesi eşliğinde.


MEN ETMEK

- Sarı muratı arkadaşlıktan men ediyoruz. Herkeş duysun

12.8.12


sanatsal ayak felanz


bu da kamera arkası afjaklşsf

ve yine,  dünya üzerindeki bir canlıyı sevindirdik.  dilara serçe ve bengisu kayayla aynı fotoğraf karesinde bulunmanın heyecanını yaşadı kedicağız. farkındaysanız dumura uğramış, heyecandan hayvan olma bilincini kaybetmiş, doğa sorumluluklarını ve tabiattaki yerini unutmuş. öyle unutmuş ki epistemolojik olarak mojojolu mojitosunu indeterminist yaklaşımı sebebiyle haydarinda rinda rinda rinanay.

11.8.12



2009




10.7.12

- Her güjel şey..

1.7.12